Bregeal - Tarihe Göre Filtrelenen Öğeler May 2017
Pazar, 28 May 2017 15:25

Gönül Nedir?

Gönül sözcüğünün sözlük anlamı ‘Sevgi, istek, düşünüş, anma, hatır vb. kalpte oluşan duygular’dır. Gönül kavramı sadece Doğu medeniyetlerinde vardır. Karşılığı Farsça ‘dil’, Arapça ‘kalb’ olan gönül sözcüğü Türkçe olup üzerinde en fazla düşünülen ve terim üretilen kelimelerdendir. İskender Pala ‘Babil’de Ölüm İstanbul’da Aşk’ adlı romanında gönül kavramını Avustralyalı bir tüccarın gözünden şöyle anlatmış: ‘Doğu’da gönül diye bir kavram vardır. Kelime anlamı bizim yürek veya kalp dediğimiz şey ama ondan çok ayrı bir kavram. Bir nesneden çok bir tavır, somuttan çok soyut bir öge.’

Batı kültürlerinde tam karşılığı olmadığı için ‘gönül’ü açıklamak zordur. Daha çok akılla bağdaştırılarak anlatılır ama bu tanım doğru değildir. Her ikisi de soyut kavramlar olmasına ve insan hareketlerine yön vermesine karşın akıldakilerin nesnelleştirilmesi daha kolaydır.

Yazar, tüccarın ağzından devam etmiş: ‘Onlar dışında gönlün ne olduğunu tam olarak açıklamak mümkün görünmüyor. Onlar da bunu açıklamıyorlar zaten, yaşıyorlar. Çünkü aşk gönülde tecelli ediyor, doğuşu da, varlığı da, batışı da gönülde. Öyle âşıkları var ki ünlü aşk yorumlarına hiç durmadan yeni yorumlar ilave etmek ve onların bir cümlesinden her dakika yeni bir kitap çıkarmak istercesine derece derece aşkı çoğaltıp dururlar. Onlar aşklarını arttırdıkça yazıcılar bunları daha da abartarak yazarlar. Aşk konusunda ciltler ve kütüphaneler dolusu bilgi üretilmiştir Doğu’da. Yalnızca aşkı tanımlamak için harcadıkları mesaiyi sözgelimi hekimlik alanında harcamış olsalardı belki ölüme çare bulurlardı.’

            Bir dilde bir konu hakkında ne kadar çok kelime olduğu toplumunun konuyu açıklamaya ne kadar önem verdiğini gösterir. Türkçede sevgi kavramına ilişkin birçok terim vardır. Sevgi gönülde oluşup geliştiğinden gönül, üzerinde en çok düşünülüp terim üretilen kelimelerdendir.

 

 

 

D: Pala, İskender, Babil’de Ölüm İstanbul’da Aşk, İstanbul, 2009,192-193.

 

Kategori Deneme
Pazar, 14 May 2017 13:45

SERGİ

Kategori Resim
Perşembe, 11 May 2017 14:52

POKE KIZ

 

 

Evvel zaman içinde kalbur zaman içinde develer megafonken pireler kuaförken geleceğin dünyasında bir hakim varmış.

Günlerden bir gün davasını sonuçlandırdığı bir sanık kendisini haksız yere cezalandırdığını düşünür ve komiserler onu kolundan tutmuş götürürken hakime ‘dilerim poke kız elinde can verir.’ der. Bunun ne olduğunu anlamayan hakim internette bir araştırma yapar ve yıllar yıllar öncesine dayanan bir efsane karşısına çıkar, efsanede poke kızın kutsal poke ağaçlarında yetişen meyvelerin içinde insanların ancak hayal edebileceği güzellikte olan bir kız olduğunu ve poke ağaçların galaksinin en yüksek tepelerinde bulunduğunu öğrenir. Bunun üzerine heyecan ile poke kızı bulma macerasına atılır. Arabası ile yolda son sürat ilerlerken birden önüne fırlayan yaşlı adama çarpar neyse ki adam hafif sıyrıklar ile kurtulur hemen arabadan inip yaşlı adamın yanına gider hemen iyi olup olmadığına bakar iyi olduğunu öğrendikten sonra yaşlı adama seni gideceğin yere kadar bırakayım amcacım der ve arabaya alır ve sohbete koyulurlar neden yollarda olduğunu soran yaşlı adama poke kızı bulmak istediğini söyler ve onu nasıl bulabileceğini sorar yaşlı adam kanlı yolu takip etmesini ve ardında karşısına çıkan muhteşem kola nehrinden bir şişe kola almasını söyler ve nehirden karşıya geçtikten sonra kıyafeti ile burnunu kapatıp galaksi çöplüğünden bir kutu çöp almasını ister. Kendisine güvenmesini söyler ve ne olursa olsun bunları yap der. Adam bunları yapar fakat karşısına galaktik süper cadı çıkar ve adama onunla evlenmesini ister. Adam mecburen kabul eder çünkü etmezse galaktik süper cadının peşini bırakmayacağını anlar. Adamın aklında hala poke kız vardır ve hala nerde olduğunu çok merak eder.

          Bir gün galaktik süper cadı ile adam dışarda otururken asit yağmuru başlar ve galaktik süper cadı çok şaşırır. Hemen eve giderlerken karşılarına bir anda poke kızı çıkar ve adamı ister fakat galaktik süper cadı vermez. Asit yağmuru süper galaktik cadıyı çok yıpratır ve poke kızının darbesiyle berabe süper galaktik cadı ölür. Adam poke kızını görmüştür ve çok sevinir. Hemen evlenirler ve mutlu mesut bir hayat yaşarlar.

Kategori Masal/Fabl
Çarşamba, 10 May 2017 19:53

yolcu

En son nereye salıncak kurmuştuk?

Nerede sallamıştık

masum çocukluğumuzu?

Bir tren garında kaybettik,

geleceğimizin ümitli bekleyişlerini...

Acı bir tren düdüğüydü

Raylara takılan anılarımızın

fon müziği..

El salladı tüm yolcu ettiklerimiz.

Birkaç damla pişmanlık

akarken gözümüzden..

tutsağı olduğumuz tüm şehirler

 

yağdı üstümüze...

Kategori Şiir
Salı, 09 May 2017 22:43

Şiirde İmge İncelemesi

 

Edebi metinlerde anlatılmak istenen duygu ve düşüncelerin dilin sınırlarını zorlayarak daha etkili bir şekilde anlatılmasına, kavramlar arasında alışılmadık bağlantılar kurularak zihinde canlandırılmasına imge denir.

İmge edebi metinlerde, özellikle de şiirsel anlatımlarda, bir zorunluluktur. Bunun nedeni ise anlatılmak istenen düşüncelerin, her daim günlük dil ile anlatılmaya uygun olmamasıdır.

Bu çalışmada Cumhuriyet Dönemi bazı şairlerimizin şiirlerinde kullandıkları imgeler ve bu imgelerin şiirlerine kattığı anlamlar incelenmiş, imgenin şiirdeki yeri ve önemi hakkında bilgi edinmek amaçlanmıştır.

  

 Dünyanın Bütün Çiçekleri

...

Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum.

Ben köy öğretmeniyim, bir bahçıvanım,

Ben bir bahçe suluyordum, gönlümden,

Kimse bilmez, kimse anlamaz dilimden,

Ne güller fışkırır çilelerimden,

Kandır, hayattır, emektir, benim güllerim,

Korkmadım, korkmuyorum ölümden,

Siz çiçek getirin yalnız, çiçek getirin.

...

Ceyhun Atuf Kansu

 

1) Bahçıvan ve öğretmen imgesi: Şair öğretmenleri çiçeklerini yetiştirebilmek için çabalayan, emek veren bir bahçıvan imgesiyle anlatırken, kendisini de bir öğretmen olarak görmektedir. Şaire göre çiçekler açabilmek için bir bahçıvanın ilgisine, öğrenciler ise bir öğretmene ihtiyaç duymaktadır.

2) Öğrenci ve çiçek imgesi: Şair öğrencilerini güçlüklere karşı açan çiçeklerle özdeşleştirmektedir. Topraktan çıkmaları, büyümeleri uzun zaman almakta, emek ve ilgi istemektedir. Ancak şaire göre verilen tüm emekler, çiçeklerinin açtığı, öğrencilerinin yetiştiği o ana değmektedir.

 

 

Ben Sana Mecburum

 

Ben sana mecburum bilemezsin

Adını mıh gibi aklımda tutuyorum

Büyüdükçe büyüyor gözlerin

Ben sana mecburum bilemezsin

İçimi seninle ısıtıyorum.

...

Fatih'te yoksul bir gramofon çalıyor

Eski zamanlardan bir cuma çalıyor

Durup köşe başında deliksiz dinlesem

Sana kullanılmamış bir gök getirsem

Haftalar ellerimde ufalanıyor

Ne yapsam ne tutsam nereye gitsem

Ben sana mecburum sen yoksun.

...

 

Atilla İlhan

 

3) Şairin sevgilisinin adını aklında mıh gibi tutması: Mıh, güçlü ve sağlam çivilere verilen addır. Çakıldıkları yerlerden çıkarılmaları da zordur. Şair bu dizelerde sevdiği kişinin aklında kalıcı bir yer edindiğini ve onu bu yerden ayıramadığını anlatmaktadır. Böylece şairin sevgilisine olan bağlılığı ve tutkusu pekiştirilmiştir.

4) Şairin içini sevgiyle ısıtması: Bu imge ile şairin sevgilisine olan aşkının ve tutkusunun ona umut, yaşama arzusu, heyecan gibi saf duygular yaşatması, bu aşk ve tutkunun hayatına kattığı anlam vurgulanmıştır.

5) Kullanılmamış bir gök getirmek: Şair sevdiği kişi için daha önce kimsenin yapamadığı, alışılmadık bir şey yapmak istemektedir. Bu nedenle ona umut, masumiyet, saflık gibi duyguları simgeleyen, daha önce kimsenin sahip olmadığı kullanılmamış bir gök vermeye karar verir.

 

 

Üçüncü Şahsın Şiiri

...

Akşamlar bir roman gibi biterdi

Jezabel kan içinde yatardı

Limandan bir gemi giderdi

Sen kalkıp ona giderdin

Benzin mum gibi giderdin

Sabaha kadar kalırdın

Hayırsızın biriydi fikrimce

Güldü mü cenazeye benzerdi

Hele seni kollarına aldı mı

Felaketim olurdu, ağlardım.

Atilla İlhan

 

 

6) Güldüğünde cenazeye benzemesi: Şairin sevdiği kişi, bir başkasını ona tercih etmiştir. Bu kişinin her gülüşü, şairde tıpkı bir cenazedeki gibi saf, yoğun ve taze bir acı bırakmaktadır. Bu yabancının her gülüşü de şairin acılarını tazelemektedir.

 

 

Kara Toprak

 

Dost dost diye nicesine sarıldım

Benim sâdık yârim kara topraktır

Beyhude dolandım boşa yoruldum

Benim sâdık yârim kara topraktır

 

Nice güzellere bağlandım kaldım

Ne bir vefa gördüm ne fayda buldum

Her türlü isteğim topraktan aldım

Benim sâdık yârim kara topraktır

Aşık Veysel Şatıroğlu

 

7) Toprak ve dost imgesi: Şair, bu dizelerde her daim onunla olan toprağı sadakati, cömertliği, hoşgörüsü, anlayışı gibi özellikleri nedeniyle gerçek ve onu bırakmayacak bir dost olarak görmüştür. Şiirin sonraki dizelerinde de bu özelliklere sıkça değinilmiş, dost imgesi öne çıkarılmıştır.

 

 

Davet

 

Dörtnala gelip Uzak Asya’dan

Akdeniz’e bir kısrak başı gibi uzanan

Bu memleket bizim!

Bilekler kan içinde, dişler kenetli, ayaklar çıplak

Ve ipek bir halıya benzeyen toprak

Bu cehennem, bu cennet bizim!

Kapansın el kapıları bir daha açılmasın

Yok edin insanın insana kulluğunu

Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür

Ve bir orman gibi kardeşçesine

Bu hasret bizim!

Nazım Hikmet Ran

 

8) İpek halı ve toprak imgesi: İpek yüzyıllardır zenginliğin, bolluğun, bereketin ve rahatlığın sembolü olmuştur. Ülkemizin toprakları da bu yönleriyle ipekten bir halıyla özdeşleştirilmiştir.

9) Cennet ve cehennem imgesi: Şair, bu dizelerde vatanı aynı anda hem cennet, hem de cehennem olarak görmüştür. Zorluklarıyla, engelleriyle, düşmanlarıyla cehenneme çevrilmeye çalışılsa da insanıyla, doğasıyla, eşsiz güzellikleriyle cenneti andıran bu vatanı sevmekten, sahiplenmekten vazgeçmemiştir. Çünkü şaire göre vatanın cennet ya da cehennem olması, onun bizim vatanımız olduğu gerçeğini değiştirmez.

10) Ağaç ve orman imgeleri: Şair,  bizlerden tek bir ağaç gibi, birbirimizden başka kimseye ihtiyaç duymadan yaşamamızı istemektedir. Aynı zamanda bir orman gibi bir arada ve gür, sımsıkı köklerle bu topraklara tutunmamız, kardeşçesine yaşamamız gerektiğini anlatmaktadır.

 

 

Seviyorum Seni

Seviyorum seni 
ekmeği tuza banıp yer gibi 

Geceleyin ateşler içinde uyanarak 
ağzımı dayayıp musluğa su içer gibi
 

Ağır posta paketini 
neyin nesi belirsiz 
telaşlı, sevinçli, kuşkulu açar gibi 

...

Nazım Hikmet RAN

 

11) Ekmeği tuza banıp yemek: Şair yarattığı imge ile bu dizelerde samimi, sade ancak alışılmadık bir sevgiyi anlatmaktadır. Ekmek ve tuz, yalnızca en zor zamanlarda bir araya gelirler. Yani şairin bu zor zamanlarda, sevgilisini sevmekten başka seçeneği yoktur. Birbirlerine karşı zorunlu bir bağlılıkları vardır ama bundan memnundurlar.

12) Geceleyin ateşler içinde uyanmak: Şair bu durumu sıkıntılarla ve zorluklarla karşılaştığı zamanlarla özdeşleştirmiştir. Bu zor zamanlarda ise onu rahatlatan, sıkıntılarından kurtaran ve ferahlık veren şey, sevdiği kişiden başkası değildir. Bu nedenle ona olan sevgisini, ona en çok ihtiyaç duyduğu, en susadığı anlarda musluktan su içmekle bir tuttuğunu dile getirmiştir.

 

 

Sıcak Saklayın Gecelerimi

 

Geçici ayrılık benimkisi,

İlkyaz çiçeğine gebeyim.

Ağıtlar yakmayın adıma,

Ben ölmedim, ölmeyeceğim.

 

Sıcak saklayın gecelerimi

Karlar altından çıkıp geleceğim

Düşlerinizin ateşinden

Ilık bir rüzgar gibi eseceğim 

...

Nevzat ÇELİK

 

13) İlkyaz çiçeğine gebe olmak: Nevzat Çelik bu şiiri yazdığı dönemde hapistedir. Kendini toprağın altındaki bir tohum gibi görüp, zamanı gelince filizlenerek tekrar gün yüzüne çıkacağını, bir kez daha çiçek açacağını anlatan bir imge kullanmıştır.

 

 

Karadut

 

Karadutun, çatal karam, çingenem

Nar tanem, nur tanem, bir tanem

Ağaç isem dalımsın salkım saçak

Petek isem balımsın ağulumsun

Günahımsın, vebalimsin.

...

Bedri Rahmi EYÜBOĞLU

 

14) Ağaç ve dal imgesi: Şair bu dizelerde kendisini bir ağaca, sevgilisini ise o ağacın bir dalına benzetmektedir. Bu imge ayrılamaz bir şekilde birbirlerine bağlandıklarını, hatta birbirlerini tamamladıklarını vurgulamaktadır.

15) Petek ve bal imgesi: Şair bu sefer de kendini bir peteğe, sevgilisini de o peteğin içindeki en değerli, en tatlı ve en güzel şeye, yani bala benzetmektedir. Bir peteğin özünün balı olduğu gibi, şairin özü de sevgilisidir.

 

 

SONUÇ OLARAK

         İnsan zihninin sınırları olmamasına karşın, günlük dilin vardır. Bu nedenle bazen sözcükler hissedilenleri anlatmakta yetersiz kalır. Bu incelemelrim sonucunda ise böyle durumlarda şairlerin imgeye başvurduklarını gördüm

            Kullanılan özgün imgeler şairlerin kendilerini daha iyi ifade edebilmesini sağlarken, şiire de güçlü anlamlar yükler. Bu nedenle şairler, hayal güçlerini ve yaratıcılıklarını kullanarak eserlerinde imgelere sıkça yer verirler.

            Çalışmada incelenen Cumhuriyet Dönemi bazı şairlerinin eserlerinde de bu tarz imgelere sıkça rastlanılmaktadır. Şairlerimizin bu denli özgün imgeler oluşturabilmesinde, yaratıcılıkları kadar Türkçenin zengin bir dil oluşu da etkilidir.         

            Kısaca,  şiirlerdeki etkili anlatımların kaynağı imgeler iken, etkili imgelerin kaynağı ise şairlerin yaratıcı fikirleridir.

 

KAYNAKÇA

- www.siir.gen.tr

- www.antoloji.com

- ARAS, Yusuf, 9. Sınıf Türk Dili ve Edebiyatı Konu Anlatımlı Ders Kitabı, Esen Yayınları, Ankara, 2016.

- MEB, 9. Sınıf Türk Dili ve Edebiyatı Ders Kitabı, MEB Yayınları, Ankara, 2016.

- İLHAN, Atilla, Bütün Şiirleri: Yağmur Kaçağı, Bilgi Yayınları, Ankara, 1996.

- HİKMET, Nazım, Yeni Şiirler, 9. Baskı, Adam Yayınları İstanbul, 1993.

- EYÜBOĞLU, Bedri Rahmi, Karadut, 3. Baskı, İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul, 2002.                                                                                                                                          

Kategori Şiir
Pazartesi, 08 May 2017 19:09

ATATÜRK'E MEKTUP

 

                                                                                                                                                        01.05.2017

            Sevgili Atam,

Hazır 19 Mayıs Spor ve Gençlik Bayramı yaklaşırken sana olan özlem ve şükranımı belirtmek için yazıyorum bu mektubu.

Seni yaklaşık beş, altı yaşlarımdayken tanıdım. Bundan önce tüm yıllarımı seni tanıdıktan sonra yaşanmamış saydım. Senin fotoğraflarına baktıkça iç çektim. Seni hiç görmemiş olmamın verdiği hüzünle aklıma geldikçe ağladım. İlk kez Anıtkabir’e gitmeden önceki heyecanımı tarif edemem Atam. Senin huzurunda yeniden doğmuş gibi hissettim. Birini hiç görmeden beslediğim minnet duygusuyla seni çok sevdim Atam. Öğretmenler derste senin bizim için yaptıklarını anlatırken titreyen seslerini duydukça sevgim bir çığ gibi büyüdü. Her gün seninle ilgili yeni bilgiler öğrenebilmek için koşarak gittim okula. O bilgileri öğrendikçe tekrar anlıyordum sana neden bu kadar güçlü bir bağ ile tutunduğumu. Emin ol Atam hiç bitmeyecek bu sevgi. Sen de çok severdin çocukları aynı bizim seni sevdiğimiz gibi. Senin hiç çocuğun olmadı ama aslında milyonlarca çocuğun var. Kendini hiçe sayarak milletimizin özgürlüğünü, bağımsızlığını ve tabii ki gelecekte çocukların da hayatını kurtarmış oldun. Sana ne kadar teşekkür etsek azdır ama ben sana söz veriyorum Atam senin açtığın yolda, gösterdiğin hedefe durmadan yürüyeceğim.

 

Elimde olsaydı da bu mektubu sana verebilseydim. Sen 10 Kasım 1938 günü ölmedin Atam milyonlarca çocukla beraber yeniden doğdun.

 

Kategori Mektup
Pazartesi, 08 May 2017 18:51

Çalıkuşu’ nu Ben Yazsaydım

 

 

       Çalıkuşu’na benim düşündüğüm son aslında hikayenin vermek istediği bütün mesajı değiştiriyor. Daha modern bir hikaye yapıyor. Bu da Feride’nin Kamran’a hiç geri dönmemesi ile sağlanıyor. Bence yazar sonu böyle yazarak bir insanın ilk aşkını unutamayacağını düşündürmek istemiş. Fakat benim düşündüğüm sonda Feride Kamran’ı bırakmakla kalmıyor, başka bir insana bağlı kalmadan yaşıyor. Yani o zamanın şartlarında pek insanın yapmayacağını yaparak hikayenin temelini bir kadının aşkından çok direnişine kuruyor. Orijinal hikayede Feride karakteri sağlam kişiliği ve kendine has tavrı ile güçlü bir birey olarak betimlenmiş olsa da Kamran’a geri dönmesi bu özelliklerden tamamen uzaklaşmasına yol açıyor ve sonunda aşkına boyun eğmekle beraber topluma da boyun eğiyor. Bu şekilde hikaye Türkiye’de öğretilen bir aşkı anlatmış oluyor ve iyi betimlenmiş bir kurgudan ileri gidemiyor. Bu alternatif son bence hikayeye ve okuyana ihtiyaç duyduğu bakış açısını ve ters köşeyi veriyor.

Kategori Çalıkuşu
Pazartesi, 08 May 2017 16:46

DEUTSCHE SPRICHWÖRTER

                           1)Lobe den Tag nicht vor den Abend. (Tamamlanmamış bir iş içi kararını verme.) 

 

 

2)Arbeit bringt Brot, Faulenzen Hungersnot. (Çalışmak ekmek getirir, tembellik kıtlık getirir.)

 

3) Ein Mensch ohne Bildung ist ein Spiegel ohne Politur. (Eğitimsiz insan cilasız aynaya benzer.)

 

4) Geben ist besser als nehmen. (Vermek almaktan daha hayırlıdır.)

 

5) Geteilte Freude ist doppelte Freude. (Paylaşılan sevinç iki katına çıkar.)

 

6) Eile mit weile. (Acele işe şeytan karışır.)

 

7) Der Fisch stinkt vom Kopf her. (Balık baştan kokar.)

 

8) Auge um Auge, Zahn um Zahn. (Göze göz, dişe diş.)

 

9) Du kannst dir eine Uhr kaufen, aber nicht die Zeit! (Bir saat alabilirsin, ama zamanı değil.)

 

10) Jeder ist seines Glückes Schmied. (Herkes kendi kaderinin demircisidir.)

 

                                                                                                                                                                         Schreiberin

 

Esra Nur AKSOY

 

1) Achte auf deine Gedanken! Sie sind der Anfang deiner Taten. (Düşüncelerine dikkat et! Onlar birer başlangıçtır.)

 

2) Armur macht Dieb, Liebe zum Dichter. (Fakirlik hırsız eder, aşk şair eder.)

 

3) Nicht zu wissen ist keine Schanden, nichts zu Lernen ist eine Schanden. (Bilmemek ayıp değil, öğrenmemek ayıp.)

 

4) Wichtig ist, dass man nicht aufhört zu fragen. (Önemli olan sormayı hiç bırakmamaktır.)

 

5) Im Becher ersaufen mehr Leute als im Bach. (Bir kupada deredekinden daha fazla insan boğulur.)

 

6) Auch der kleine Feind ist nicht zu verachten. (En küçük düşmanınızı bile hor görmeyin.)

 

7) Anfangen ist leicht, beharren eine Kunst. (Başlamak kolaydır, sabretmek sanattır.)

 

8) Besser arm in Ehren als reich in Schanden. (Fakir olup saygı görmek zengin olup hor görülmekten iyidir.)

 

9) Das Auge sieht weit, der Verstand noch weiter. (Gözler bakar, akıl görür.)

 

10) Böses mit Gutem vergelten. (Kötülüğe iyilikle cevap ver.)

 

Schreiberin

 

                                                                                                                                                           İdil DAL

 

1) Geteiltes Leid ist halbes Leid. (Paylaşılan acı yarıya iner.)

 

2) Liebe macht blind. (Aşk kör eder.)

 

3) Alte Liebe rostet nicht. (Eski aşk paslanmaz.)

 

4) In der Liebe und im Krieg ist alles erlaubt. (Aşkta ve savaşta her şey mübahtır.)

 

5) Besser den Spatz in der Hand, als die Taube auf dem Dach. (Eldeki serçe damdaki güvercinden iyidir.)

 

6) Beiss nicht in die Hand, die dich füttert. (Seni besleyen eli ısırma.)

 

7) Es ist nicht Alles Gold, was glänzt. (Her parlayan şey altın değildir.)

 

8) Arbeit zieht Arbeit nach sich. (İş, işi çeker.)

 

9) Auf jeden Regen folgt auch Sonnenschein. (Her sağanaktan sonra güneş açar.)

 

Schreiberin

                                                                                                                                   Şevval ŞANVER

Perşembe, 04 May 2017 08:40

OLİMPİYATLARA DOĞRU...

 

          Yüzmeye başlamak aslında ilk zamanlarda aklımda hiç yoktu sadece tatile gittiğimiz zamanlar denizde yüzerdim. Zaten kolluğu direk kendi isteğimle bırakmış denizden hiç çıkmaz çok fazla yüzerdim. Yedi ve sekiz yaşımda jimnastiğe giderken ailem yüzmeye olan sevgimi göz önünde bulundurup aynı zamanda yüzmeye başlattılar. Fakat ilk gün boğulmam nedeni ile beni yüzmeden alıkoydular. Ve daha sonra jimnastiği bırakınca dokuz yaşımda beni Başkent Çankaya Spor Kulübü’nde yüzmeye başlattılar. İlk başta hevesli olduğum için, spor olsun diye gidiyordum. Fakat girdiğim ilk yarışlarda Ankara birincisi olunca antrenörlerim devam etmem gerektiğini söylediler.

On üç yaşımda kulüple yaşadığım bazı sorunlar, havuza ulaşımımın zor olması nedeniyle  kulüp değiştirerek Ankara Yüzme Akademisi Spor Kulübü’ne geçtim. Aynı yıl Türkiye Olimpiyat Hazırlık Merkezi’nden (TOHM) davet aldım fakat gitmedim. Çünkü o anki antrenörümle antrenman yapmayı bırakmayı, ondan ayrılmayı hiç istemiyordum. On dört yaşımda tekrar davet aldım. Ve ailem ile birlikte TOHM’da çok daha gelişeceğimi, hayallerime daha çok yakınlaşacağıma karar verdik. Bunun üzerine 2016 yılının Şubat ayında halen bulunduğum TOHM’a geçtim. Benim için tabii ki de takım arkadaşlarım ve antrenörümden ayrılmak çok zordu fakat hedeflerim doğrultusunda karşıma çıkan en küçük engellerden biri bu. Buna takılıp TOHM’a geçmeseydim daha fazla kendimi geliştiremezdim.

Gittiğim Türkiye Şampiyonalarında çok daha iyi yüzerek derecelerimi geliştirdim. Şu anlık ilk Türkiye beşinin arasında yer alıyorum. Yüzmeye bazı insanlar çok kolaymış gözüyle bakıyor o an cidden o insanları görmezden geliyorum. Çünkü inanın bana yüzme belki de şu hayattaki en zor üç spor arasında yer alıyor. Hatta belki değil kesin. Bir örnek verecek olursam nisan ayında gittiğim Milli Takım Kamp Seçmesi yarışında bir salise ile kampa girme şansımı kaybettim. Aynı zamanda İstanbul’da bulunan bir arkadaşım Türkiye rekoru ile salisesine kadar aynı yüzerek kıramadı. Evet, sizin bu küçümsediğiniz spor saliselere bakıyor. O bir salise bizim ömrümüz boyunca ya mutluluğa ya da üzüntüye neden oluyor.

Hedeflerime gelecek olursak bu yıl olmazsa eğer gelecek yıl Milli Takıma girmek istiyorum. Yurt dışlarında düzenlenen Multinations Gençler ve Balkan Şampiyonası’na katılmak istiyorum. Bunun için de çok çalışmam gerektiğinin farkındayım.

Okulla birlikte sporu bir arada yürütmek ise gerçekten çok zor. Sınav haftaları yarışlara gidiyor bütün sınavlara sonradan giriyorum. Konuları kaçırdığım zaman evde kendi kendime çalışarak öğrenmeye çalışıyorum. Ve gerçekten de biz yüzücülerde zaman denilen bir kavram yok. Siz sabahları uyurken biz beşte kalkıp antrenmana gidiyoruz. Ardından okula geliyoruz. Okuldan sonra ise siz eve giderken biz tekrar antrenmana gidiyoruz.  Eve gelişimiz saat dokuz buçuğu buluyor. Ve saat on bire kadar kalan o bir buçuk saatlik zamanda yemek yiyor, dinleniyor, varsa ödevlerimizi yapıyor, ders çalışmaya çalışıyoruz. Bu zamanlarda ne kadar yorgun olduğumuzu bir tahmin etseniz... Eğer geç yatar uykumuzu almazsak, iyi beslenmezsek, iyi antrenman yapmazsak, kendimizi yorarsak, antrenman devamsızlığı yaparsak yarışlarda başarılı olma ihtimalimiz sıfıra düşüyor. Hafta sonları ise yine aynı düzen devam ediyor tek fark okula gitmek yerine eve gelip iki antrenman arasında dinleniyoruz. Antrenmanlarımız ise yedi kilometrenin altına düşmüyor (her biri). Su antrenmanından sonra bir de üstüne kara antrenmanı adı verilen güçlenmemizi sağlayan antrenmanı yapıyoruz. Yeri geldiğinde ağırlık yapıyoruz. Eğer bu kara antrenmanlarını yapmazsak yine başarılı olamıyoruz. Pazar günü off günümüz (antrenmanın olmadığı gün). Bu günde de tabii ki ders çalışıyor ve bol bol dinleniyoruz. Arkadaşlarımız buluşacağı zaman bizleri çağırdığında mecbur olarak ‘’Üzgünüm antrenmanım var, gelemem.’’cevabını veriyoruz. Yazın antrenmanları açık havuzda yaptığımızdan güneşte yanıyor ve yüzümüzde oluşan gözlük iziyle, vücudumuzda oluşan mayo izleriyle maske takmış gibi dolaşıyoruz. Bütün bunların dışında saymadığım daha türlü şeyler var umarım bu yazıyı okuduktan sonra artık bu spor hakkında kötü yorumlarda bulunmazsınız.

 

Son olarak beni bu zamana kadar yetiştiren, emek veren bütün antrenörlerime, fedakârlık yapan aileme, beni destekleyen arkadaşlarıma çok çok teşekkür ederim. Antrenörlerimin emeklerini ödeyemem. Umarım şu an bulunduğum noktadan çok daha iyi yerlere gelir ülkemi milli bir sporcu olarak en iyi şekilde 2020 Tokyo veya 2024 LasVegas Olimpiyatları’nda temsil ederim.

Kategori Spor
Salı, 02 May 2017 20:38

YORGUN AYAKLAR

              Uzak ülkelerin birinde bir orman varmış. Burada tüm hayvanlar birlikte mutlu, huzurlu yaşarlarmış. Ormanları o kadar güzel bir yerdeymiş ki ne yazın çok sıcak olurmuş ne de kışın çok soğuk. Yiyecekleri ve suları bolmuş. Herkes birbirini tanır, zor durumda yardımına koşarmış. Böyle güzel bir ormanda ve böyle sorumluluk sahibi hayvanlar arasında aslan krala fazla iş düşmezmiş.

                Bir gün tavşan su içmek için göle gittiğinde tilkiyi görmüş. Tilkinin yanına gitmiş ve tilkiye:

-Hayırdır tilki kardeş, seni buralarda görmeyeli uzun zaman oldu, demiş. Tilki kovasına su doldurmaya devam ederken:

-Doğru söylüyorsun. Buraya uzun zamandır gelmiyorum. Ancak doğruyu söylemek gerekirse şuan da mecbur olduğum için buradayım, demiş. Tavşan şaşırarak:

-Nasıl yani? Yoksa kötü bir şey mi oldu? Taşındığın yere tam alışmışken niçin geri döndün, diye sormuş. Tilki soluklanarak:

-Dur, hemen endişelenme. Annemden haber geldi. Kralımızın tüm orman halkından bir ricası varmış. Ormanımıza, komşu ormandan misafirler gelecekmiş. Kralımız da onların en iyi şekilde ağırlanmasını istiyormuş. Bu nedenle ormanın tepesindeki güzel kokulu güllerden ve birbirinden tatlı meyvelerden toplanmasını istemiş. Öğlen iş bölümü yapmak için meydanda toplanacağız. Sen de diğerlerine haber ver, hepimiz orada olalım, demiş. Bunu duyan tavşan, tilkiye haber verdiği için teşekkür ederek tanıdıklarına haber vermeye gitmiş. Vakit geldiğinde tüm orman halkı meydanda, aslanın huzurunda toplanmış. Aslan:

-Ey sevgili halkım! Bugün burada toplanmamızın sebebini hepiniz biliyorsunuz. Sizden ricam, gelecek misafirlerimiz içim ormanın tepesindeki en güzel güllerden ve en tatlı meyvelerden toplamanız. Sizleri iki gruba ayıracağım. İsterseniz grupları birleştirip hep birlikte gidin, istemezseniz ayrı ayrı da gidebilirsiniz. Ancak bu akşama kadar bu işlerin bitmesi gerek. Sizlere güveniyorum. Hepinize kolay gelsin, demiş. Aslanın konuşmasından sonra iki grup belirlenmiş. Birinci grupta eşek, serçe, kaplumbağa, at, ayı, köpek, papağan, kurt varmış. İkinci grupta ise tavşan, kedi, karga, tilki, kurbağa, zürafa, geyik varmış. Geri kalan hayvanlar da ormanda kalıp diğer hazırlıkları tamamlayacaklarmış. Birinci grup:

-Biz konuştuk, anlaştık. İlerideki kestirme yoldan gideceğiz, demişler.

İkinci grup ise:

-Ama o yol çok tehlikelidir, siz de biliyorsunuz. Avlanmaya gelen avcılar hep orada kamp kurarlar. Bir hazırlık için hayatımızı tehlikeye atmaya ne gerek var? Biz arka taraftaki uzun yoldan gideceğiz. Orası daha güvenlidir, demişler. İki grup da ortak bir yol belirleyemeyince ayrılmışlar ve istedikleri yoldan devam etmişler.

Birinci grup yolculuğa başladığında diğerlerinin gereksiz yere yolu uzattıklarını düşünmüşler. İçlerinden biri:

-Tepeye bu kadar kısa yoldan gitmek varken neden  oradan  gittiler ki, demiş. Diğerleri de ona hak vermişler. Onlar eğlenip şarkılar söyleyerek yollarına devam ederken birdenbire karşılarında yirmi otuz tane çadır görmüşler ve bu çadırların avcılara ait olduğunu anlamışlar. Tam kaçmak için arkalarını döndüklerinde avcılardan biri onları görmüş ve serçeyi vurmuş. Diğer hayvanların kaybedecek zamanı olmadığı için arkalarına bile bakmadan kaçmaya başlamışlar. Koşarken şiddetli bir yağmur başlamış ve beraberinde de savurucu bir rüzgar getirmiş. Çünkü tepeye çıkmaya çalıştıkları yer yamaç ve deniz arasında bulunmakta ve dolayısıyla çok sık yağış almaktaymış. Geldikleri tüm yolu koşarak geri dönen grup, ormanın meydanına dönünce soluklanmak için durmuşlar. Eşek soluk soluğa:

-Oysa nasıl da heveslenmiştik öyle değil mi? Keşke onları dinleyip diğer yoldan gitseydik. Hem şu an yanımızda serçede olurdu, demiş üzgünce. Diğerleri de iç çekerek eşeğe hak vermişler. Biraz dinlendikten sonra hiç vakit kaybetmeden ikinci grubun gittiği yoldan gitmeye başlamışlar. Zavallı kaplumbağa da arkadan:

-Başta onlara uymayıp kestirme yoldan gidelim, dediniz. Şimdi de gittiğimiz yolu geri döndüğümüz yetmezmiş gibi uzun yoldan gidiyoruz. Benim de bir canım var, biraz yavaş olun bari, diye söyleniyormuş. Onlar böyle yollarına devam ederken, ikinci grup çoktan tepeye ulaşmış şarkılar söyleyerek, sohbet ederek, hem çiçek hem meyve topluyor hem de çok eğleniyorlarmış. İşleri bittiğinde sepetlerini toplayıp dönüş yoluna koyulmuşlar. Akıllı tavşan:

-Zamanlamamız harika dostlarım, tahminlerimce biz meydana ulaştığımızda hava kararmaya başlayacak, bilirsiniz bu konuda hiç yanılmam, demiş. Diğerleri de onun bu haline gülmüş ve ona hak vermişler. Yarı yola geldiklerinde aniden durmuşlar. Karşılarında birinci grup varmış ve çok bitkin gözüküyorlarmış. Birinci grup onlara başlarından geçenleri anlatmış ve diğerleri onların bu haline çok üzülmüşler. İkinci gruptan karga:

-Keşke başta bizimle gelseydiniz. Ancak artık olan olmuş. Biz sizi engellemeyelim. Yakında hava kararacak. Siz bir an önce tepeye ulaşın, demiş. Daha sonra tekrar ayrılarak yollarına devam etmişler. İkinci grup meydana vardığında aynı tahmin ettikleri gibi olmuş ve hava kararmaya başlamış. Getirdikleri yiyecekleri bir araya toplarken aslanın onlara doğru geldiğini görmüşler. Aslan yaklaşırken:

-İşte benim çalışkan halkım! Sizlerle bir kez daha gurur duydum. Tam zamanında geldiniz. Ancak niçin bu kadar azsınız, diye sormuş. Kedi başlarından geçen tüm olayları aslana anlatmış. Bunları duyan kral,  serçenin ölümüne çok üzülmüş ancak akılsızlık edip, daha kısa diye tehlikeli yoldan gitmeyi tercih eden gruba çok sinirlenmiş ve:

-Kendi yaptıkları akılsızlığın sonuçlarına katlanmalılar. Böylesi daha iyi olmuş ama umarım saat çok geç olmadan dönerler, demiş. Daha sonra hep birlikte beklemeye başlamışlar. Birkaç saat sonra birinci grubun perişan bir şekilde geldiğini görmüşler. Tüm gruplar ve yiyecekler tamamlanınca kral:

-Öncelikle hepinize çok teşekkür ediyorum. İyi iş çıkarttınız. Ne kadar bazılarınız akılsızlığının sonuçlarına katlansa da hatalar yapılmadan doğrusu öğrenilmez. Bu nedenle hiç endişelenmeyin. Umarım yarın da misafirlerimizi en güzel şekilde ağırlarız. Sizleri seviyorum, iyi geceler, diyerek oradan ayrılmış.

 

Bir sorunla karşılaştığımızda her ne olursa olsun bizim için en güvenli, en mantıklı ve en doğru yolda ilerlemeliyiz. Seçtiğimiz yol bizi doğruya ulaştırdığı sürece uzunluğu bizi korkutmamalıdır. Atalarımız ne demiş “Akılsız başın cezasını ayaklar çekermiş.” Onlar biraz geç fark etmiş olsalar da doğru yol birdir ve mantıklı düşünerek o yola kolayca ulaşabiliriz.  

Kategori Masal/Fabl
Page 1 of 2