Bregeal - Tarihe Göre Filtrelenen Öğeler Mart 2017
Cumartesi, 01 Nisan 2017 01:34

SADECE GÜL

SADECE GÜL

  İleriye dönüp baktım. Derenin iki yanında, sudan hemen birkaç karış yukarıda birbirlerinden ancak birer ikişer adım uzaklıkta, yan yana belki yirmi tane pınar vardı. Kimi irice bir taşın altından, kimi kumlu bir topraktan fışkırıyordu. Binlerce kuşun bir arada çıkardığı sesi andıran bir şırıltı ile dere karışıyordu. Koşup yüzükoyun yattım ve bunlardan birinin dayanılmayacak kadar soğuk suyunu dinlene dinlene içtim.

  Güneşin sıcaklığı akşamın serinliğine bırakmıştı kendini. Ağaçtaki elmalar ayın ışığı ile al al parlıyordu. Bir tane koparıp yedim. Isırdığım an içinden tatlı tatlı su fışkırmıştı. Akşam vakti ilerleyince piknik yapan ailelerin yerini gençler dolduruyordu. Gençlerin sesi ile pınardan akan su sesleri birbirine karışmış sanki kuş cıvıldar gibiydi.

             Hafif hafif esen rüzgârla vücudum bütünleşmiş yatıyordum çimenlerde. Gökyüzündeki yıldızları seyretmeye başladım. Öyle güzeller ki sanki gülümsüyorlardı. Derken yanımda oturan iki gence takıldı gözüm. İkisi de kızdı. Burayı pek tanımıyormuş gibi bir halleri vardı. Birinin saçları koyu kahverengi ile kızılın karışımı, gözleri ise adeta gökyüzü gibi lacivert… Öyle güzel görünüyorlardı ki yıldızlar halt etmiş yanında. Diğer kız ise altın sarısı saçları, yüzündeki çiller ile dikkat çekiyordu. Her ikisinin de üzerinde aynı giysiler vardı. İkiz desen birbirinden uzaktan yakından alakaları yoktu. Ben onları izlerken bir anda ayağa kalkıp zıplamaya başladılar. Ne olduğunu anlamamıştım. Mutlu bir haber almış gibiydiler. Çimenleri yerinden zıplata zıplata şarıl şarıl akan pınarın etrafında dönüp durmaya başladılar. Bir ben değil etrafımdaki herkes o iki genç kızı izliyordu. Ne olduğunu iyice merak etmeye başlamıştım. Sormaya cesaretim yoktu. Sorduğumda tersleyecek gibi bir halleri de yoktu ama yine de…

 En sonunda biri ortaya çıkıp ‘’Neler oluyor? Korkutmayın bizi.’’dedi. İçim rahatlamıştı. Kızlardan kızıl saçlı olanı dönüp ‘’ Hayat yaşanmaya değer. Ne olursa olsun mutlu olun.’’ dedi. O sanki bu sözler hayat felsefem olmuştu. Ben de kalıp onlara katıldım. Ardımdan herkes… Ayaklarımızı hissedemeyecek duruma gelene kadar koştuk, zıpladık. Çenemiz ağrıyana kadar güldük. Çünkü o an dünyanın en güzel yerinde ve sağlıklıydık

Kategori Hikaye
Cumartesi, 01 Nisan 2017 00:38

HUZUR VE SAATLERİ AYARLAMA ENSTİTÜSÜ

     Ahmet Hamdi Tanpınar'ın (1901-1962) "Saatleri Ayarlama Enstitüsü" adlı romanı beklentimin üzerinde bir beğeni oluşturdu bende. Bir yıl aradan sonra "Huzur" adlı romanıyla 1937-1938 yıllarının İstanbul kültüründe bir yolculuk yaptım. İstanbul, sanki Ege'de bir kasabanın huzuru gibi yaşamsallık oluşturdu.

     "Saatleri Ayarlama Enstitüsü", bana kimi zaman F. Kafka'nın -şimdilik yarım bıraktığım- "Dava" adlı romanını hatırlattı. Dava, bende büyük bir kıstırılmışlık ve döngü (bengi dönüş olmayan F. Nietzsche) yaşatırken Saatleri Ayarlama Enstitüsü ise keyifli bir ironi yarattı. Kimi zaman "Banker Bilo" filminin esintilerini hissettim. "Kılıfı olan içi boş bir kurum nasıl oluşturulur? sorusunun cevabını bulduruyor gibi. Ve hantal bürokrasi oluşum sürecinin tanıdıklara iş olanağı yaratma gibi bir hinliği.

     "Huzur" daki üç karakterin 1938'de geçen tartışmaları - entellektüel sohbetler- günümüzde yapılıyor gibiydi. Günümüzde de süren Doğu-Batı tartışması...

     "Mümtaz' a göre, hem şifasız hastalığımız hem de tükenmez kuvvetimiz olan Şark (Doğu)" (sayfa:314)

     "Varsın aralarında hayat standardı yine ayrı olsun fakat aynı hayatın ihtiyacını duysunlar; birisi eski medeniyetin erkanı, öbürü henüz taşınmış kiracı olmasın. İkisinin arasında bir kaynaşma lazım." (sayfa:303)

Metin ÖZ, Felsefe Öğretmeni

Kategori Kitap
Cumartesi, 01 Nisan 2017 00:25

CADININ AĞZINDAN PAMUK PRENSES

     Kral ile birkaç gün önce çok severek evlendim. Evliliğimizin ikinci günü onun sarayına geçtik.  Çok heyecanlıydım . Saraydaki herkesi çok sevdim. Özellikle de kralın kızı Pamuk Prenses'i . Birden kanım kaynadı, içim ısınıverdi. Ayrıca çok da güzeldi. Ama  ne yazık ki o benim için aynı şeyleri düşünmedi. Beni sevmediğini, istemediğini ve en kısa zamanda bu saraydan göndereceğini söyledi. 

    Kaç hafta geçti hâlâ Pamuk Prenses'in bana karşı tavrı değişmedi. Üstüne bir de beni babasının yanında kötü, kendini ise melek gibi göstermeye başladı. Bundan sonra kraldan da azar işitmeye başladım. Bir gün bu Pamuk bana bir tuzak kurmuş. Planı ise şöyle:  Bir gün Pamuk bana sataşmaya başladı her zamanki gibi ama alıştım artık. Sonra birden bağırmaya başladı. Yapma, vurma diye ve kral geldi. Olanları duyunca bana çok sinirlendi, kızmaya başladı. Bu arada Pamuk da yalandan ağlayarak kaçmaya başladı. Kral peşinden koştu yakalayamadı. Sonra muhafızlarını yolladı. Bu  olanlardan beni mesul tuttu ve saraydan attı. Ben de fakir hayatıma geri döndüm. Ertesi gün elma toplamak için ormana gittim. Ormanda bir de kimi göreyim, bizim Pamuk . Gizlice takip ettim. Küçük bir evin önüne gelince durdu . Evin  önünde yedi tane cüce vardı. " Pamuk" diye bağırdım. Beni görünce kaçmaya başladı . Sonra ayağı takılıp düştü ve bayıldı. Elimdeki ısırılmış elmayı ve sepeti yere bırakıp yanına gittim Cüceler beni orda görünce benim yaptığımı zannettiler. Ağlamaya başladılar. Ne yapacağımı bilemedim. Çareyi kaçmakta buldum.

      İşte o gün bugündür beni herkes kötü biliyor. Yeter bıktım artık. Benim tek suçum Pamuk'u sevmek!

Kategori Masal/Fabl

ZAVALLI TİLKİ VE KENDİNİ BEĞENMİŞ KARGA

     Bir gün bir tilki zil çalan karnıyla zar zor evine doğru yürüyormuş…
     Tüm gün boyunca ne yemek ne de su bulamayan tilki evine dönerken artık yürüyemez, argın bir haldeymiş. Yemeye niyetlendiği her şey elinden kayıp gidiyormuş. Ya bi avcı, tüfeğiyle tilkiyi korkutup uzaklaştırmaya çalışıyor ya da avını kovaladığı sırada yorgunluktan yığılıp kalıyormuş. iki gündür aç kalan tilki artık bacakları tutamayacak, gözleri önünü göremeyecek, kulakları duyamayacak hale gelmiş. Evine zar zor ulaşmaya çalışıyormuş.

    Yolda giderken yapraklar başından aşağıya doğru süzülmüş. Ve hışırtı sesleri de takip etmiş arkasından yaprakları. Kafasını kaldırmış bir de ne görsün! Tüyleri ayna gibi parlak olan rengarenk bir kuş. O görkemli tüyleri, kanatlarını oynattıkça tilkinin gözlerini alıyormuş. O kadar güzel gözükmüş ki tilkiye elindeki peyniri fark etmemiş kuşun. O anda bir cesaretle iltifat etmeye karar vermiş bu güzel kuşa, demiş ki ‘’O güzel tüyleriniz gözlerimi kamaştırıyor kuş hanım!’’ Kuş aşağı kafasını eğince kendi kendine, ‘’Gene geldi kurnaz tilki. Bıktım artık yahu!’’ diye sitem etmiş. Tilki devam etmiş ‘’O güzel renkler… Tanrım, gerçekten muhteşemler!’’. Karga kalakalmış. Gene içinden ‘’Ne rengi yahu?’’ diye düşünmüş. En son siyahın da beyazın da renk olduğuna karar vermiş. Tilkinin bu güzel iltifatları o kadar hoşuna gitmiş ki bir kibirlenmiş, bir havalara girmeye başlamış oracıkta. Kafasını bir sağa bir sola çevirmiş, pozlardan pozlara girmiş. Kendini tutamayıp gaza gelen tilki bu sefer de ‘’Bu güzelliğin çok da güzel bir sesi vardır.’’ demiş. ‘’Bana şarkı söyleyip birkaç dakikalığına açlığımı unutturur musun?’’ diye ricada bulunmuş tilki. Kuş gene içinden sinirli bir şekilde ‘’Ne kuşu be kargayım ben karga, iyi değil galiba bu tilki!’’ diye geçirmiş ve devam etmiş ‘’Neyse şuna bir güzel şarkı söyleyeyim de duysun zavallı’’ demiş.
 
    Karga ağzını açmış ama gak bile diyemeden ağzındaki kocaman peynir tilkinin önüne düşüvermiş. Başta zavallı tilki korkup geriye çekilmiş ama önüne düşenin bir peynir olduğunu kavrayınca o açlık hâliyle tüm peyniri iki üç lokmada yemiş. Karga tilkiye bağırırken, tilki o haliyle bu bağırışlarının hiçbirini duymamış.

    Artık bilinci yerine gelen tilki kafasını kaldırıp güzel bir kuş sandığı kargaya teşekkür edecekken bir de ne görsün! Kapkara ve çirkin bir karga, şaşırmış. O şaşkınlığı ile ‘’Hey karga! Az önce buralarda rengarenk ve parlak tüyleri olan bir kuş vardı. Nereye gitti?’’ diye sormuş. Kara karga az once kaybettiği peyniri için döktüğü gözyaşlarının arasından ‘’Burada renkli kuş falan yoktu, tek kuş benim burada be!’’ diyebilmiş.

     Tilki meğer o açlığıyla kargayı çok güzel bir kuş olarak görmüş. Ama bunu ne kargaya ne de bir başkasına anlatabilmiş. Bundan böyle de hep kurnaz tilki olarak bilinmiş zavallı tilki.

 

                                                                                  
                                                                                       

Kategori Masal/Fabl
Cuma, 31 Mart 2017 23:38

KİTAPLAR VE GENÇLER

     Kafama göre bir dünya yok, dünyaya göre de bir kafa bende zaten yok.

     Dünya kafamıza göre olamazsa, olamayacaksa bu dünyayla (gerçeklikle) ilişki kurmayı nasıl başaracağız? Diğer dünyalarla bir arada ve sorunsuz hatta kısmen mutlu nasıl yaşayacağız? Basit düşün, zekanı kullan, oku! Gerçeklikle ilişki kurmanın en basit yolu okumak. Mesela "ŞİBUMİ" dünya ve insan gerçekliğini anlamada, hissetmede, şaşırmada birinci sınıf bir kitap."HAYATIN KAYNAĞI"  ya da "ATLAS SİLKİNDİ" hayatın görünenden çok farklı aktığını anlamada önemli iki kitap.

     Siz ne dilerseniz dileyin yaşamınızı diledikleriniz değil eylemleriniz belirler. Birinci gerçek eyleminiz de okumak ve okuduklarınızı içselleştirmek olursa yaşamla (gerçeklikle) ilişkiye geçtiniz demektir.

Kategori Kitap
Cuma, 31 Mart 2017 21:34

MALİ MÜŞAVİRLİK NEDİR?

     Arkadaşlar, ben bu röportajımda hakkında çok da fazla bilgimizin olmadığını düşündüğüm mali müşavirlik ile ilgili bilgiler vermeye çalıştım.

     Mali müşavirlik nedir?

    Kimler mali müşavir olabilir?

    Bu işin çalışma alanı ve koşulları nelerdir? gibi soruları bir  mali müşavire sordum. İşte cevapları...

 

1)Mali müşavirlik nedir?

Gerçek ve tüzel kişilerin genel kabul görmüş muhasebe standartlarına göre defterlerini tutmak,beyannamelerini vermek,bilanço  ve mali tablolarını hazırlamak ,mali konularda danışmanlık yapmak,bilirkişilik  yapmak.

2)Bu mesleğin amacı nedir?

Asıl amaç kurum ve kuruluşlarda gerçek ve tüzel kişilerin belgelere dayanarak muhasebelerini tutmak.Dolayısıyla devlete vergi toplamada en önemli aracı mali müşavirlerdir.

3)Neden bu mesleği seçtiniz?

Önce ticaret meslek lisesini sonra yükseköğretimde muhasebe bölümünü bitirdikten sonra eğitimimle ilgili bir meslek olduğu için seçtim.

4)Mali müşavirlik yapabilmek için hangi bölümleri okumak gerekir?

İktisat,işletme,maliye,muhasebe,ekonomi,kamu yönetimi bölümlerinden en az lisans seviyesinde mezun olmak.

5)Bu mesleği seçtiğinizden memnun musunuz?

Evet,zor bir meslek ama kariyer mesleği,sürekli mevzuatları takip etmek gerekiyor.

6)Bu mesleğin dezavantajları ve avantajları nelerdir?

Avantajları arasında kendi işini yapabilmek,kendini sürekli yenileme gereksinimi sayılabilir.En büyük zorlukları müşteri potansiyeli,tahsilat sorunları,mevzuatları sürekli takip etmek;muhasebe sistemlerini ve kayıtlarını değişen mevzuata göre uygun olarak tutmaktır.

7)Mali müşavirliğin maddi getirisi nasıl?

Türkiye şartlarına göre iyi diyebiliriz fakat giderleri de dikkate almak gereklidir.

8)Kaç senedir bu mesleği yapıyorsunuz ve bu mesleği seçmek isteyenlere önerileriniz nedir?

25 yıldır muhasebeciyim.23 yıl bağımlı olarak şirketlerde çalıştım,son 2 yıldır bağımsız olarak kendi büromda çalışıyorum.Mali müşavir olmak zor ve uzun bir süreç fakat geleceği parlak olan bir meslek

Kategori Soru-yorum
Perşembe, 30 Mart 2017 19:33

HİKAYEDEN TİYATROYA İLK ADIMLAR

Sait Faik Abasıyanık ‘ ın ‘’ Haritada Bir Nokta ‘’ adlı hikayesinden secilen bir bölüm:

‘’ Kayığı temizleyenler sekiz kişi idi. Yedisi bizim adadandı. Sekizincisi ,zayıf , sarı,hastalıklı adamı hiç görmemiştim. Ne kadar dostça , ne kadar içten bir sevgi ile çalışıyordu. O adam da bir dülger alabilmek, bu balığı hak etmek için elinden geleni yapıyordu. Nihayet iş bitti. İki büyük dülger balığını reis arkaya attı. Tayfalardan birine:­

-Bunu bize götür sonra dedi, ötekileri de pay yap.

Üçer tane alanlar oldu. Dışarıdan gelen bir tane versinler diye bekledi. Yüzünde tatlı bir gülümseme ve çalışmaktan doğabilmiş hafif bir kırmızılık vardı. Bu kırmızılık pay dağıtan adamın elinde bir tek balık kalıncaya kadar adamın yanağında durdu. Sonra birdenbire uçtu. Yüzündeki gülümseme önce tehlikeli bir biçimde dondu. Sandım ki böyle, bütün ömrünce böyle donuk bir tebessümle kalıverecek adam. Etrafına bakındı. Kendine bakan birini gördü. Gülümseme, yüzünde birdenbire bir meyve gibi çürüyüverdi. Gözleri hayretle büyüdü. Son balığı kayıktaki adam, rıhtıma fırlatmıştı. Adamın yüz ifadeleri nerede ise yine eski temiz,memnun halini , taze meyve halini alıverecekti. İki adım attı. Elini balığa doğru uzatmak üzere eğildi. Ama ötekilerden, başparmağına irisinden bir dülger balığı takmış birisi , kocaman çizmeli ayağını dülger balığının sırtına bastı:

-Ne o ? dedi, hemşerim. Dur bakalım. Dağdan gelip bağdakini kovmayalım!‘’

 

Sait Faik Abasıyanık ‘ ın ‘’ Haritada Bir Nokta ‘’ adlı hikayesinden secilen bir bölümün tiyatro metnine dönüştürülmesi:

( Balıkçılar , bir avın ardından rıhtımdadırlar. Kayığı temizleyenler sekiz kişidir. Yedisi adanın yerlileri, biri ise Mehmet adında yaşlıca, hastalıklı bir adamdır.Temizliğin bitmesinin ardından dülgerler dağıtılmaya başlar. Mehmet yüzünde bir tebessümle payını beklemektedir.)

REİS­-( Yüksek sesle,çırağı Ali’ ye dönerek, balıkları arkaya atarken.) Bunu bize götür,ötekileri de pay yap.

ALİ – Peki , reis.( Temizleyenlere dönerek dağıtmaya başlar.) Hadi alın bakalım.( Temizleyenlerden en genci Mustafa’ ya döner.) Hayırdır şu adam da kim?

MUSTAFA – ( Mehmet ‘ i kafasıyla göstererek) Tanımam. Gelip çalışmaya başladı. Buralardan değil galiba.

ALİ- Ne işi var o halde burada? Beklemesin boşuna.

MUSTAFA – ( Umutsuzca bekleyen Mehmet ‘ e bakar. Yüzündeki gülümseme hala durmaktadır.) Öyle deme ağabey. Yaptı bir şeyler.

MEHMET-( Yüzündeki gülümseme solarken kendi kendine konuşur.) Keşke bana da verseler bir parça... ( Duyulmadığını anlar ve daha fazla konuşmaz.)

MUSTAFA- Birini de ona versek ya?

ALİ – Peki öyleyse ( Balığın birini rıhtıma fırlatır.)

 ( Mehmet yüzünde canlanan gülümsemeyle balığa doğru yürümeye başlar.)

(Onu gören çalışanların en yaşlısı Murat ayağını balığa bastırarak)

MURAT - Ne o , hemşerim? Dur bakalım. Dağdan gelip bağdakini kovmayalım.

 

 

 

 

Kategori Tiyatro
Perşembe, 30 Mart 2017 18:05

KÜÇÜK PRENS' E İTHAFEN

"EĞER KENDİNİ YARGILAMAYI BAŞARABİLİRSEN O ZAMAN GERÇEK BİLGELİĞE ULAŞMIŞSIN DEMEKTİR." sözünün hayatımızdaki önemine atıf yapılmış.

"GÖRMEK", "GÖSTERMEK" kelimelerinin arkasındaki kocaman ve küçücük detaylar anlam kazanmış.

Anlaşılmanın- varlığın temelindeki- asudeliğine dokunulmuş. Biraz da "KOCA GÖNÜLLÜLÜK" irdelenmiş.

Küçücük bir esere bir hayatı sığdırmayı başarmış yazarımız.

Şöyle bir bakalım, beraberce sorgulayalım. Kaç gönüle dokunabilmişiz?

Gönüllerde buluşmak isteyenlere öneriyorum.

 

Kategori Kitap

Oyunda aşık olduğu kadın ile mesleği arasında kalan bir aktörün mesleğini seçip ölüm döşeğine kadar tiyatroda yaşayan bir ayyaş haline gelmesi ve zamanla pişman olup bu pişmanlığını öleceği zaman tiyatroda bulunan biriyle paylaşması sergilenmiştir. Bu tiyatrodan esinlenerek, tiyatroya alternatif bir son yazdım.  
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------- 

Yüzümdeki maskeyi asla çıkarmazsam, yaptığım şeyleri asla yapmamış mı olurdum? Her şeyin sonucunu bilip hiçbirini yaşamamış… Eğer bu maskeyle hayatıma devam edersem, şimdi yaptığım gibi, başkasıymış gibi, yapabilir miydim? Yaptığım hatadan kurtulabilir miydim?  

Bunu yapsam da gerçeği değiştiremezdim. Bir hikâyeyi yazmaya başlarken son kelimesini göremezdim, görememiştim.  

O haklı isyanlarını kusarken lafını bölmüştüm. “Efendim, size bir şey açıklamak istiyorum.” demiştim. Bu sesimi son kalınlaştırışımdı. Olduğumdan farklı son oluşumdu. “Beni bölme, Nikita. Son dakikalarımı senin tavsiyelerinle geçirmeyeceğim.” diyerek beni terslemişti. Benim kim olduğumu bilse yapar mıydı? Bense sessizce yüzümdeki maskeyi çıkarıp saçlarımın dökülmesine izin vermiştim. Aynı isyanlarında en son görmek istediği şeyin denize benzettiği saçlarım olduğunu söylediği gibi… 

Başlattığım sessizliği bozmuyordu, onu tanıyorsam bozmamakta kararlıydı da. Bana doğru bir adım yaklaştı. Yürürken bile afallıyor, zorlanıyordu. Durumu iyi değildi. Attığı ikinci adımda yere yığıldı. Yanına koştum. Kendimi yere bırakıp başını dizimin üzerine aldım.  

Onunla ilgili hiçbir şeyi unutmamıştım, yıllar geçse bile. Beni oynadığı tiyatroya davet edişi, yol anlatışı… “Dümdüz git, ilk köşeden dönünce.” her gelişimde aynı heyecanla söylediği cümle. Yanında ilk güldüğümde alnımdan kondurduğu buse. İlk küsüşümüzde “Bir menekşe kokusunda seni aramak var ya.” -Ahmet Kaya- diye alıntı yaparak elime tutuşturduğu menekşe. Hatta eğer ona benden önce bir şey olursa okumam için verdiği, hala açmadığım ama yanımda taşıdığım veda mektubu…  

Yılları dolduran anıların hepsi, dün yaşanmış gibi aklımdaydı. Her köşeyi dönüşümde, her elime menekşe aldığımda yüzünün her ayrıntısı aklıma geliyordu. Son anımsa bunları düşünürken ve onu böyle görürken tutamadığım bir damla gözyaşımı sildiği elleri mi olacaktı?  

Kötü de olsa, onun yanında olduğum için elimden gelse sonsuza dek burada kalırdım. Sonsuza dek onun yüzünü inceler, soğuk da olsa onun bedenine sarılırdım, ölü de olsa sadece onu sevdiğim gibi. 

Ancak sabah olduğunda gelen ambulans bu isteğime engeldi…  

Dışarı çıktım. Hep kalabalık olan şehir sokakları bomboştu. Hüzünlendiren, yağmurlu bir hava vardı. Aynı bana o menekşeyi verdiği günkü gibi…  

Boş bir banka oturdum. Elim çantamdaki mektuba gitti. Titreyen ellerimle zarfı açtım. Üzerinde bir paragraf yazı olan kâğıdı çıkardığım gibi yağan yağmur bazı yerlerde kâğıdın üzerindeki mürekkebin dağılmasına sebep oldu. Ancak okumama engel değildi.  

“Lafı uzatmayı fazla sevmem. En iyi bilenlerdensin sen. Seni sonsuza kadar seveceğime söz vermiştim. Eğer sen bunu okuyorsan, bilmeni isterim ki bunu başardım. Üzüldüğüm tek nokta şu ki; Benim kalbim içinde sen varken durdu. Sana olan hislerimi anlatabileceğim bir kalemim yok. Diyebileceğim tek şey şu ki; Sana söylediğim bir sözün anlamı menekşelerin kokusunun olmadığını öğrenince çıkıyor…” 

Fazla özenilmeden yazılmış da olsa pişmanlığımı katlandırmıştı. Kaldıramayacağım bir yükü sırtıma bindirmişti… 

Söylemek gibi bir şansım olsaydı, söylerdim ama artık benim yazmaktan başka çarem, ilacım kalmamıştı… 

“Kâinatın en uzak köşesinde de olsan, her köşeyi döndüğüm yerdesin. Kalbimin her atışında da sensin. Olur da bir gün adını bile unutacaksam sana benzesin tüm sevdiklerim…” 

Kategori Tiyatro
Cumartesi, 25 Mart 2017 18:50

RECEP İVEDİK NEDEN KOMİK

    Ülkemizde her geçen gün; kimisine göre ilerleyen, kimisine göre gerileyen sinema sektöründe yepyeni filmler vizyona giriyor. Bu filmler arasında bir seri olarak devam eden ‘’Recep İvedik’’ serisi de ülkemizde en çok izlenen filmler arasına girip 1.lik ünvanını almayı başarmıştır. Öyle ki istatistiklere bakacak olursak Recep İvedik serisinin ilk filmi 4.301.693 izlenme ile Türkiye’de en çok izlenen 7. film, serinin 2. filmi 4.333.144 izlenme ile Türkiye’de en çok izlenen 6. film, serinin 3. filmi 3.326.084- serinin bu filmi beklentileri karşılayamamış, 24 hafta kaldığı gişelerden serinin diğer filmlerine göre daha az izlenme alarak kalkmıştır- izlenme ile Türkiye’de en çok izlenen 18. film, serinin 4. filmi 7.374.931- sadece 28 hafta gişelerde kalan serinin bu filmi Türkiye’nin en çok izlenen filmi olmayı başarmıştır, gişelerden kalktıktan sonra bile milyonlarca kişi tarafından dijital platformlarda izlenmeye devam etmiştir- izlenme ile Türkiye’de en çok izlenen 1. film ve son olarak serinin son filmi olan ve hala gösterimde olan 6.777.075- gösterime gireli sadece 5 hafta olmuştur- Türkiye’de en çok izlenen 3. film olmuştur (Sadece fragmanı 43.093.571 gibi dev bir kitle tarafından izlenmiştir). Kendi kanaatim olarak Recep İvedik 5 kendi serisinin 4. filminin elinde tuttuğu rekoru kıracaktır. Hatta küçük bir hesaplama yapacak olursak Recep İvedik 4 filminin fragmanı 20.312.664 milyon izlenmiştir, filmin kendisi ise 7.374.931 izlenmiştir. Bu verilere göre fragmanı izleyen her 3 kişiden 1’i filmi de izlemiştir. Recep İvedik 5’in fragmanı ise 43.093.571 milyon izlenmiştir, o zaman fragmanı izleyen her 3 kişiden 1’inin filmi izleyeceğini düşünürsek yaklaşık 14 milyon kişinin filmi izlemesi gerekir.

    Peki rekor üstüne rekor kıran bu seri neden bu kadar çok izleniyor?

1-     Türk tipi diyebileceğimiz bir tiplemeye sahip olan Recep İvedik karakteri Türk halkı tarafından benimsenmiştir. Ayrıca bu hal ve hareketler Türk halkı tarafından gülünç bulunmuştur.

2-    Aslında bu filmde komik bulduğumuz şeyler küfürler değil. Sıradan bir şekilde edilen küfüre normal insanlar gülmez. Filmde komik bulunan yerler genellikle sokak ağzının abartılı bir şekilde Türk tipine uyarlanarak kullanılması, en zor şartlarda bile olağanüstü hareketlerle bu durumlardan kurtulması ve bunu yaparken de Türk halkının benimsediği klasik Türk tiplemesini kullanması (mesela dünyada yankı uyandıran Japonya depreminde ölen tek kişinin bir Türk olması ve camdan atlayarak öldüğü iddiası oldukça trajikomik bir olaydır. Eminim ki birçoğumuz bu olayı duyduğumuzda ‘’Kesin Türk’tür ’’ gibi cümleler ve küçük bir gülümseme ile duruma karşı tepkimizi veririz. Fakat bu durum aslında gülünecek değil ağlanacak bir durumdur. Fakat biz Türk halkı olarak böyle olaylarda kendimizi diğer milletlerden daha ayrı tutuyoruz. Farkımız da bu olsa gerek.).

 3-    Bu filmde çoğu sahnede komik bir arka plan müziği ve ardından gelen iğrenebileceğimiz bir olay oluyor. Çoğumuzun bu sahnelerde belki de kahkaha atmaktan yanakları ağrıyor (en azından gözlemlediğim kadarıyla). Bunun bize komik gelme sebebinin pek mantıklı bir açıklaması yok aslında ama yazımı bu olayı biraz da olsa açıklayacak bir örnekle bitiriyorum: Ülkemizde çoğu televizyon kanalında veya video barındırma sitelerinde insanların düşme anları, bebeklerin birbirinden ilginç tepkileri vs. videolar oluyor. Bu videolara da hepimiz kahkaha ile gülüyoruz. Çünkü bu artık bize refleks olarak yerleşmiş veya yerleştirilmiş. Recep İvedik filminde de bu olayları sık sık görüyoruz. Dolayısıyla da bu filme gülüyoruz.

Kategori Film
Page 1 of 2